 |
| BENİM ADIMA ÖLDÜRME - SER NAVÊ MIN NEKUJE |
| |
|
KÜRTLER SENDEN YARDIM BEKLEMİYOR MÜGE ANLI! |
Kürtlerin yaşadığı doğal felaketi bile, o beş para etmez pespaye programında, iğrenç bir magazinel ırkçılıkla yorumlayan sen Müge Anlı! Bil ki, Kürtler senden ve senin gibi insan olma halini yitirmiş hiç kimseden yardım beklemiyor. Kürtler ve Türkler olsa senden ve senin medyadaki diğer türdeşlerinden doğru dürüst gazetecilik yapmanızı bekleyebilir.
|
Sen Kürtlere hadlerini bildirmeden önce, kendin haddini bil ve bu ülkeyi ateş topuna çevirmiş ırkçılığı pompalayarak egoistçe puan toplamaya çalışma. İdrak kapasitenden pek emin olmasak da, sarfettiğin sözlerin nasıl insanlık dışı olduklarını sana anlatmayı deneyelim: Türkiye'nin her yerinde neredeyse her gün gösteri olur, yürüyüş olur. Bazen öğrenciler, bazen memurlar, bazen işçiler gösteri yapar. Göstericiler ve polis sık sık çatışır; polis göstericileri coplar, gaz sıkar, göstericiler de bulabildikleri taşla, sopayla polise karşı koyar. Şimdi sorarız sana: Bu insanlar polise taş attı diye, başlarına bir felaket geldiğinde "hem polise taş atıp hem de yardım bekleyemezsiniz mi" diyeceğiz?
Seninle aynı canlı familyasına mensup olmaktan utanıyoruz!
Sen de utan ve henüz vakit geçmemişken yarın sabah programında Vanlılardan ve Kürtlerden özür dile!
Sevgili Dostlar,
Van depremi vesilesiyle ATV’deki programında insanlık dışı ifadeler kullanarak ırkçılık ve ayırımcılık yapan Müge Anlı’ya karşı sesimizi yükseltelim!
RTÜK ve ATV yönetimine şikayetlerimizi ileterek bu programın yayından kaldırılmasını ve ayrıca Müge Anlı’nın cezalandırılmasını talep edelim. Şu linki http://www.rtuk.org.tr/sayfalar/GorusOneri.aspx tıkladığımızda, karşımıza RTÜK şikayet formu çıkacak, formdaki kişisel bilgiler alanını doldurduktan sonra, diğer alanlara aşağıdaki bilgileri girelim:
İl: İstanbul
İlçe: Beşiktaş
Yayın kuruluşu: ATV
Program adı: Müge Anlı ile Tatlı Sert
Yayın Tarihi 24.10.2011
Yayın saati: 10:00
Görüşleriniz: Buraya görüş ve taleplerimizi yazabiliriz. (Örnek: 24 Ekim 2011 günü saat 10.00’da ATV televizyon kanalında yayınlanan “Müge Anlı ile Tatlı Sert” adlı programda, Van depremine değinilirken, Vanlı yurttaşlarımıza yönelik ırkçı, ayırımcı ve rencide edici bir söylem kullanılmıştır. Evrensel insan hakları ve aynı zamanda basın ahlak ilkelerini açıkça çiğneyen bu programın yayından kaldırılmasını ve sunucusuna RTÜK kanunları doğrultusunda gerekli cezanın verilmesini talep ediyorum.)
Aynı şikayetimizi doğrudan ATV ve RTÜK yönetimine de yollamalıyız, e-mail adresleri:
ATV: iletisim@atv.com.tr
RTÜK: rtuk@rtuk.gov.tr
Bu insanlık düşmanı ırkçı kadını ekranlardan temizleyelim!
|
Geoaktif Kültür ve Aktivizm Merkezi
24 Ekim 2011 İstanbul
|
|
TÜRK VE KÜRT MEDYASINA ÇAĞRI!
|
Siz ne yaptığınızın, nasıl bir insanlık suçu işlediğinizin farkında mısınız? Savaşı, şiddeti, ölümü böylesine pervasızca teşvik ederek medyacılık yaptığınızı mı sanıyorsunuz? İnsanların acılarını, kendinizin hiçbir zaman tatmadığı o gerçek acıları, böylesine hoyratça istismar ederek yepyeni acılara davetiye çıkarmak hiç mi vicdanınızı sızlatmıyor?
|
Televizyon kanalları, haber stüdyoları olmaktan çıkıp askeri karargahlara dönüşmüş durumda. Haritalar, savaş animasyonları, askeri uzmanlar… Oldu olacak, siz de birer haki üniforma giyin de manzara tamamlansın bari.
Hala ne diye emekli askerleri ekranlara çıkarıp duruyorsunuz? Savaşın ve şiddetin bu korkunç noktaya taşınmasının bizzat mimarları olan bu ölüm uzmanlarına mikrofonları teslim ederek, insanlık onurunu gazetecilik onurunu ayaklar altına alıyorsunuz. Kürdün ölen çocuğuna leş diyen sadistleri hala ne diye ekranların baş köşesine oturtuyorsunuz? Bu insan ve yaşam düşmanlarının kanlı tecrübelerinden yeterince yararlanmadı mı bu toplum? Gazeteciler olarak, ölümcül savaş oyunlarının bir parçası olmak yalnızca insanlık dışı değil, aynı zamanda suçtur da. Tarih bu suçunuzu şimdilik sessizce not etmektedir…
Ama bir gün, bu trajedinin gerçek dosyaları açıldığında, sizin payınıza da, hiçbir şey olmasa bile en azından büyük bir utanç düşecektir. Bugün savaşı, şiddeti, kini ve öfkeyi pompalayarak muhteşem bir servet inşa ediyor olabilirsiniz. Ama hayatınız hep o emanet elbiselerinizle o steril stüdyo-karargahlarda geçmeyecek. Yarın öbür gün işiniz bitip de patronlarınız sizi kapıya koyduklarında, yine bu toplumun içinde yaşayacaksınız. Türkün ve Kürdün yüzüne bakmanız gerekecek. İnsan içine çıkabilecek misiniz o zaman? Yarın hissedeceğiniz vicdan azabını, yarın duyacağınız korkunç pişmanlığı bugünden duyun, bugünden hissedin. Hiç olmasa bir işe yarasın.
Dördüncü kuvvet misiniz, beşinci kuvvet misiniz nesiniz, kendinize biraz çeki düzen verin! Koca bir toplumun, çoluk çocuğun duygularıyla, psikolojisiyle böylesine pervasızca oynamayın. Varsa bir gücünüz kuvvetiniz, bunu insan yaşamını kurtarmaya, ölümü ve gözyaşını engellemeye harcayın. Bu sizden beklediğimiz bir jest değil; bu, mesleğinizin ve görevinizin minimal gereğidir. Görevinizi layıkıyla yapın; yoksa, insanların gözünde zaten beş paralık olmuş saygınlığınızdan geriye hiçbir şey kalmayacaktır…
Ve siz, Kürt medyasının uzatmalı şahinleri!
Kürtlerin kanı canı pahasına yaratılmış imkanları, savaş ve şiddet kliğinin ihtiyaçları doğrultusunda keyfinizce harcayamazsınız. Kürtler, Ertürk Yöndemleri taklit edesiniz diye sizi oralara getirmedi!
Kürt askeri cenahının bile yanlışlığını kabul edip özür dilediği sop somut olayları çarpıtarak, sulandırarak, eğip bükerek Kürtlere yutturmaya çalışmak, en hafifinden Kürdün zekâsına hakaret etmektir. “Bitlis’teki saldırıda ölen siviller aslında patlamada ölmedi, patlama sonrası oluşan çukura düşerek öldü” öyle mi? Ya, siz kendinizi çok akıllı, Kürtleri de geri zekâlı mı sanıyorsunuz?
Peki, “Gerilla Kato ve Gabar’ın intikamını aldı” diye dakka başı anons geçmek nasıl bir habercilik oluyor? Gerçekleri çarpıtmanın ötesinde, düpedüz savaşı ve şiddeti kışkırtmaktır bu! Bir seçim yapın, siz intikam tugayları mısınız yoksa medyacı mısınız?
Kürtler ve onların gerçek dostları Türk medyasının manipülasyonlarıyla cebelleşirken, sizin gırla giden alternatif manipülasyonlarınız gözden kaçıyor, arada kaynıyor sanmayın! Savaşa ve şiddete yürekten karşı olan her Kürdün ve Türkün vicdanında sizin için de bir sicil tutulmaya başlanmıştır.
Ve siciliniz hızla kabarıyor…
|
Geoaktif Kültür ve Aktivizm Merkezi
21 Ekim 2011 İstanbul
|
|
GELÊ KURD! BIRANO! XWIŞKINO! HEVALNO!
|
Îro ne roja bêdengî ye. Îro ne roja sekinandin e. Zarokên me ji herdû alî ve kom bi kom, ref bi ref tên kuştin. Divê em êdî rastîyek qebul kin: Ji bo sekinandina vî şerê, em ê hêvîya xwe ji siyasetmedar û fermandarên Tirk û Kurd bibirin.
Ew nikarin! Ew nizanin! Ew naxwazin!
|
Ev bar li ser milê me ye. Ev barê giran li ser milê sîvîlên Tirk û Kurd e.
Ku em gelên Tirk û Kurd nebin, bê me tu kes nikare vê şerê bide sekinandin.
Em ê bi gelê xwe bidin zanîn ku, bi şer û kuştinê êdi tu tişt nakeve destê kesî.
Em ê werin cem hev, em ê dest bidin destê hev, mil bidin milê hev.
Divê em êdî ji bo aşîtiyek rastî dest bi xebatê bikin!
Em ê dijî şerê, dijî kuştinê, dijî xwînê serê xwe hildin!
Em ê dijî dewletê, dijî pkkê dengê xwe bilindkin!
Û bibêjin:
EZ ŞER NAXWAZIM! SER NAVÊ MIN NEKUJE!
|
Geoaktif Navenda Çand û Aktîvîzmê
20ê Cotmehê 2011 Stênbol
|
|
KENDİMİZE SORULAR
|
Bazen durağan olan bazen de, son iki günde olduğu gibi, hayli şiddetlenen bir savaşın/çatışmanın içinde yaşıyoruz. Savaşın tarafları gece gündüz demeyip, var güçleriyle savaş ve çatışma için uğraşıyorlar. Operasyon düzenliyorlar, askeri yığınak yapıyorlar, mayın döşüyorlar, pusu kuruyorlar. Kısacası hedeflerine ulaşmak için bütün imkanları seferber ediyorlar. Şimdi kendimize şu soruları soralım:
|
-Savaşa ve şiddete karşı olan bizler ne yapıyoruz?
-Savaşı ve şiddeti bitirmek üzere, zamanımızın, enerjimizin, imkanlarımızın ne kadarını ayırıyoruz?
-Onlarca yıldır süren bu savaşı/çatışmayı niçin durduramıyoruz? Neyi eksik yapıyoruz, neyi yanlış yapıyoruz?
-Sesimiz niçin çıkamıyor? Arada bir çıkardığımız cılız sesler niçin topluma ulaşmıyor?
-Biz niçin bir çikolata reklamı kadar bile toplumu etkileyemiyoruz?
-Performansımız buyken, başka nasıl bir sonuç umuyoruz? Kimin bu savaşı/çatışmayı durdurmasını bekliyoruz?
Bu sorulara içtenlikle verilecek cevap kocaman bir HİÇ olacaktır! Karşısında bir HİÇ olduğu için savaş makinası sorunsuz bir şekilde harıl harıl işlemeye devam ediyor.
Ve bizler kendi HİÇliğimizle, güçsüzlüğümüzle, tembelliğimizle ve de ödlekçe bencilliğimizle yüzleşmediğimiz sürece savaş durmayacak, insanlar ölmeye devam edecek.
SEYRETTİĞİMİZ YETMEDİ Mİ?
|
Geoaktif Kültür ve Aktivizm Merkezi
19 Ekim 2011 İstanbul
|
|
| Devlet! Demokrat Ol! |
Yine kabadayılığın tuttu.
Seksen yıllık alışkanlıkların ve reflekslerin yine nüksetti.
Sabahın köründe daldın evlere.
Topladın yüzlerce Kürdü, attın kodese.
Nasıl, rahatladın mı bari?
Güvenlik tehditleri ortadan kalktı mı?
Huzur ve güven tesis edildi mi?
|
Ne yapmaya çalışıyorsun sen?
Niçin Kürt siyasetçiyi tutukluyorsun? Niçin Kürt gazeteciyi tutukluyorsun?
Bu tutuklamalar hangi planın, hangi kumpasın, hangi pazarlık payının devamı? Masaya oturmadan önce el güçlendirme işleri mi yoksa?
Bir taraftan Kürdün üzerine polisi salıyorsun, bir taraftan da müzakere falan diyorsun. Siyasetçisi, gazetecisi, sivil toplumcusu, nesi var nesi yoksa Kürdün, hepsini toparlayıp kelepçeliyorsun. İyi de müzakereyi kimle yapacaksın o zaman? Kiminle masaya oturacaksın, Kürdün kelepçeli eliyle mi tokalaşacaksın?
Saçmalıyorsun. Tek kelimeyle saçmalıyorsun.
Komik duruma düşürüyorsun kendini. Sözünü beş paralık ediyorsun.
Takıntılarını, saplantılarını bir türlü aşamıyorsun. Aklın fikrin hala büyük ve muktedir devlet olmakta. Gerektiğinde günün herhangi bir saatinde herhangi bir kapıyı, ama tercihen Kürdün kapısını tekmeleyerek içeriye dalabilme ayrıcalığından bir türlü vazgeçemiyorsun.
Madem o kadar güçlüsün, yurttaşlarının yaşam hakkını niye güvence altına alamıyorsun?
Şu kan revan ortama son verecek adımları niye atmıyorsun?
Bu korkunç savaşı bitirecek yolu yordamı niçin bulamıyorsun?
Büyük devlet olmaktan vazgeç, normal bir devlet ol yeter. Yasalarına yazdığın, sabah akşam övgü kaynağı olarak milletin gözüne soktuğun demokratlığı bedavaya mal etme. Gereğini yap, demokrat ol. Madem kendin bir çözüm üretemiyorsun, bari ortamı germe, bırak millet konuşsun, yazıp çizsin, belki bir şey çıkar.
Benim adıma Kürt siyasetçiyi tutuklama, bırak ne dediğini duyayım!
Benim adıma Kürt gazeteciyi tutuklama, bırak ne yazdığını okuyayım!
|
Geoaktif Kültür ve Aktivizm Merkezi
6 Ekim 2011 İstanbul
|
|
TÜRK! ÇOCUKLAR HASTA, ACELE GEL! |
|
Kendini aldatılmış bir eş gibi mi hissediyorsun? Seni öfkeye ve acıya boğan bir ihanete uğradığını mı düşünüyorsun? Ne vazgeçecek ne de devam edecek kadar mı çaresizsin? Türk, uzaktan aynen böyle görünüyorsun.
|
Biliyor musun, sen bir hayaletsin aslında. Güçlüsün, kudretlisin. Uçağın, tankın, topun var. Para desen sende, mal mülk desen sende. Ama kendi ülkende her gün ölüyorsun. Çoluğunla çocuğunla ölüyorsun. Gencecik evlatların gözlerinin önünde tabut tabut toprağa gömülüyorlar. Elinde her türlü imkân var ama hiçbir şey yapamıyorsun. Eksik olan ne, biliyor musun? Türk, senin adaletin zayıf.
Sen hep sadece kendini düşündün. Kendini bu diyarın tek efendisi olarak gördün. Kendi adını dağa taşa yazdırdın. Başkasının adını sanını, dilini kültürünü ise yasakladın. Türk, sen hiçbir zaman Kürdü adam yerine koymadın. Kürdü inkar ettin, yok saydın, dalga geçtin, hakaret ettin. Kürdü hiç merak etmedin sen. Tanımaya, anlamaya çalışmadın hiç. Barış zamanında Kürt senin için olsa olsa, inşaatlarını yapan bir amele, portakalını ve fındığını toplayan bir gündelikçi oldu. Savaş zamanında ise, hep ölü olarak ele geçen terörist bir istatistik oldu Kürt.
Bütün bunlar günün birinde Kürdün canına tak etmişse ve Kürt canını dişine takıp dağa çıkmışsa, sebebi biraz da sensin. Sen Kürde başka yol bırakmadın çünkü. Üstelik bu korkunç savaşta bile en çok yine Kürt kaybetti. Senin bir ocağına ateş düştüyse, Kürdün on ocağı söndü. Sen ölen evladının tabutuna son bir kez sarılabilirken, Kürt evladının bir mezarı bile olmadı. Senin ölen evladın kahraman ilan edilirken, Kürdün ölen çocuğundan leş diye bahsedildi. Türk, buna dayanılır mı?
Mesele nedir, biliyor musun? Sen Kürdü bir türlü kendinle eşit görmüyorsun. Hep üstün olmak, hep büyük birader olmak istiyorsun. Kürt ile eşit olmayı gururuna yediremiyorsun. Peki o gururun her gün sana kaç kurşun yediriyor, farkında mısın? Sen hep Kürde, silahla bir yere varılmaz dersin ya. İşte onu biraz da kendine söyle. Namlunun ucundan Kürde bakmaktan vazgeç. Çoluğunun çocuğunun rızkını silaha külaha yatırıp, kendini de Kürdü de daha fazla yakma. Çok önce yapman gereken ama yapmadığın şeyi yap. Kürdü adam yerine koy. Senin daha yeni, daha ölümcül silahlara ihtiyacın yok. Senin değişmeye ihtiyacın var Türk. Senin Kürdü keşfetmeye, tanımaya, evine gitmeye, çayını içmeye ihtiyacın var.
Türk, bu çılgınca savaş, görüşme masalarında, müzakerelerde, orda burada bitmeyecek. Savaşı yönetenlerin canı emniyette olduğu için, onlar işi gayet ağırdan alırlar. Bazen yalandan, savaşa karşılarmış, savaş istemiyorlarmış gibi yaparlar. Bazen de, sırf pazarlık payı bırakmak için, senin ve Kürdün evladını ateşe sürerler.
Türk, bu savaşı sen ve Kürt el ele verip bitireceksiniz. Bu imkânsız değil. Alacaksın Kürdü oturtacaksın karşına, kardeşim senin derdin ne diye soracaksın. O sana saatlerce anlatacak, yakınacak, sızlanacak. Sabırla dinleyeceksin. Sonra, peki şeker kardeşim tamam haklı olabilirsin ama gel sorunları konuşarak halledelim diyeceksin. Hepsi bu kadar. Türk, sen bunu yapabildiğin gün, emin ol ki, hiçbir parmak tetiğe dokunmaya cüret edemeyecektir.
Ama elini çabuk tut. Durum kötü. Şiddet salgını her tarafı sarmış. Çoluk çocuk perişan halde.
Türk, çocuklar hasta, işi gücü bırak, acele gel!
Türk, çocuklar ölüyor, durma gel!
|
Geoaktif Kültür ve Aktivizm Merkezi
1 Ekim 2011 İstanbul |
|
|
| |
ÖTEKİ KÜRTLERE ÇAĞRI - BANG LI KURDÊN DIN
|
Kürtlerin kendi hakları için verdikleri meşru mücadele, tüm insani normları ayaklar altına alan zalimce bir şiddet kampanyasına dönüşmek üzere; Niçin sesiniz çıkmıyor?
|
Kürtler yaklaşık yüz elli yıldan beridir bir ulusal kurtuluş mücadelesi yürütüyorlar. Dört büyük devlet tarafından uygulanan inkâr, asimilasyon ve baskı politikalarına karşı verilen bu destansı mücadele çok zor koşullar altında biçimlendi ve kritik darboğazlardan geçti. Kürtler, o korkunç Halepçe fotoğrafında olduğu gibi, yaşlısından kundaktaki bebeğine kadar, ölümün her türlüsünü tattılar.
Fakat Kürtlerin haklı davası en karanlık dönemlerde bile meşruiyet ve vicdan çerçevesinin dışına çıkmadı. Kürtler asla kendi katillerine benzemediler. Kürtler hiçbir zaman Bağdat’ta bir otomobil havaya uçurmadılar, Şam’da servis minibüsünü taramadılar ve Tahran meydanında intihar saldırısı yapmadılar…
Üstelik Türkiye Kürtlerinin mücadelesi de çok yakın zamana kadar temiz bir sicile sahip oldu. Cumhuriyetin kuruluşundan yetmişli yıllara dek süren en karanlık dönem boyunca bile, Kürt mücadelesi asla vicdanı zorlayacak yöntemler içermedi. Bu özen, itibar ve saygınlık sayesindedir ki, Türk toplumu kendi bağrından, hayatını Kürt davasına feda eden İsmail Beşikçi gibi insanlar çıkarabildi…
Oysa artık tümüyle farklı bir iklimdeyiz. Bugün Kürtlük adına yapılanların insaniyet, hak, hukuk ve vicdanla hiçbir ilgisi, alakası kalmamış durumda. “Metropolleri cehenneme” çevireceğiz diyen bir anlayış bunu gerçekten yapmaya başlamıştır. Kürt davası kendi yüz elli yıllık mücadele geleneğinden hızla uzaklaşmakta, her gün, tarihine yeni bir kara leke sürmektedir.
Bu insanlık dışı yöntemlere bir şekilde angaje olanların sessizliğini anlamak zor değil. Politik manevraların ihtiyaçları doğrultusunda yarım ağızla yapılan kınamaların samimiyetsizliği de şaşırtıcı değil. Peki ama bütün Kürtler bu kadar mı? Bu davaya ömürlerini veren, bu mücadelenin gerçek kahrını çeken, aileleri, hayatları darmadağın olan Kürtler nerede? Derme çatma barakalarda lamba ışığı altında bizlere bu davanın abcsini öğretirken, insanlığı ve adaleti de öğretmiş olan ağabeyler, ablalar nerede? Nüfusu on milyonlarla ifade edilen koca Kürt toplumunda, bu olup bitenlere hiç mi itiraz eden yok; hiç mi farklı bir ses, hiç mi farklı bir renk yok? Olsa gerek…
Olup biteni onaylamayan milyonlarca Kürt var. Bizim çağrımız da işte o Kürtlere. Öteki Kürtlere. Aykırı Kürtlere. Statükoyu Reddeden Kürtlere.
Bütün Öteki Kürtler! Ortaya Çıkın! Davranın! Harekete Geçin!
Bu Korkunç Şiddetin Durması İçin Size Çok Ama Çok İhtiyaç Var!
|
Geoaktif Kültür ve Aktivizm Merkezi
24 Eylül 2011 İstanbul
|
|
| BENİM ADIMA ÖLDÜRME - SER NAVÊ MIN NEKUJE! |
Aman tanrım!
Bu bir savaş!
Bedenleri ve ruhları paramparça eden, hayatları söndüren zalimce bir savaş bu. Üstelik bizim adımıza, biz Türkler ve Kürtler adına sürdürülen ve yine bize yaşatılan korkunç bir trajedi bu. Bize rağmen bizim adımıza yapılan bu savaş bizi mahvetti. Bizi felç etti, kirletti, çürüttü, tüketti, adeta insanlıktan çıkardı.
Bütün bunların bizim adımıza yapılmasını istediğimizden emin miyiz? Bir an için durup düşünelim: Bir toplum eğer çıldırmamışsa, eğer bir toplumun akıl sağlığı yerindeyse, kendi evlatlarının korkunç bir mayınla parçalanmasını ya da ölüm kusan helikopterlerin ateşi altında delik deşik olmasını isteyebilir mi?
Bu savaşı durdurmalıyız. Politikacıların, generallerin ve gerilla şeflerinin ellerinde oyuncak haline gelmiş hayatlarımızı geri kazanmalıyız. Güya bizim iyiliğimiz için birilerinin canına kıyma hakkını onların elinden almalıyız.
Yetti artık, her gün, her an beynimizi ve yüreğimizi kemiren bu trajediye bir son verelim. Biz Türkler ve Kürtler, birlikte harekete geçelim ve ülkenin her tarafından duyulan gür bir sesle haykıralım: |
| BENİM ADIMA ÖLDÜRME - SER NAVÊ MIN NEKUJE! |
Hazırlayan ve Örgütleyen
Geoaktif
Kültür ve Aktivizm Merkezi
14 Eylül 2011 İstanbul
|
|
|