Kürtler yaklaşık yüz elli yıldan beridir bir ulusal kurtuluş mücadelesi yürütüyorlar. Dört büyük devlet tarafından uygulanan inkâr, asimilasyon ve baskı politikalarına karşı verilen bu destansı mücadele çok zor koşullar altında biçimlendi ve kritik darboğazlardan geçti. Kürtler, o korkunç Halepçe fotoğrafında olduğu gibi, yaşlısından kundaktaki bebeğine kadar, ölümün her türlüsünü tattılar.
Fakat Kürtlerin haklı davası en karanlık dönemlerde bile meşruiyet ve vicdan çerçevesinin dışına çıkmadı. Kürtler asla kendi katillerine benzemediler. Kürtler hiçbir zaman Bağdat’ta bir otomobil havaya uçurmadılar, Şam’da servis minibüsünü taramadılar ve Tahran meydanında intihar saldırısı yapmadılar…
Üstelik Türkiye Kürtlerinin mücadelesi de çok yakın zamana kadar temiz bir sicile sahip oldu. Cumhuriyetin kuruluşundan yetmişli yıllara dek süren en karanlık dönem boyunca bile, Kürt mücadelesi asla vicdanı zorlayacak yöntemler içermedi. Bu özen, itibar ve saygınlık sayesindedir ki, Türk toplumu kendi bağrından, hayatını Kürt davasına feda eden İsmail Beşikçi gibi insanlar çıkarabildi…
Oysa artık tümüyle farklı bir iklimdeyiz. Bugün Kürtlük adına yapılanların insaniyet, hak, hukuk ve vicdanla hiçbir ilgisi, alakası kalmamış durumda. “Metropolleri cehenneme” çevireceğiz diyen bir anlayış bunu gerçekten yapmaya başlamıştır. Kürt davası kendi yüz elli yıllık mücadele geleneğinden hızla uzaklaşmakta, her gün, tarihine yeni bir kara leke sürmektedir.
Bu insanlık dışı yöntemlere bir şekilde angaje olanların sessizliğini anlamak zor değil. Politik manevraların ihtiyaçları doğrultusunda yarım ağızla yapılan kınamaların samimiyetsizliği de şaşırtıcı değil. Peki ama bütün Kürtler bu kadar mı? Bu davaya ömürlerini veren, bu mücadelenin gerçek kahrını çeken, aileleri, hayatları darmadağın olan Kürtler nerede? Derme çatma barakalarda lamba ışığı altında bizlere bu davanın abcsini öğretirken, insanlığı ve adaleti de öğretmiş olan ağabeyler, ablalar nerede? Nüfusu on milyonlarla ifade edilen koca Kürt toplumunda, bu olup bitenlere hiç mi itiraz eden yok; hiç mi farklı bir ses, hiç mi farklı bir renk yok? Olsa gerek…
Olup biteni onaylamayan milyonlarca Kürt var. Bizim çağrımız da işte o Kürtlere. Öteki Kürtlere. Aykırı Kürtlere. Statükoyu Reddeden Kürtlere.
Bütün Öteki Kürtler! Ortaya Çıkın! Davranın! Harekete Geçin!
Bu Korkunç Şiddetin Durması İçin Size Çok Ama Çok İhtiyaç Var!
|